YENİ YAŞ KARARLARIM

Geçtiğimiz ay yeni yaşıma girdim. Ülkemizin içinde bulunduğu gergin ortam, milletçe boğuşmakta olduğumuz sorunlar bireysel olarak benim de ruh halimi etkilediğinden coşkulu, eğlenceli bir doğum günü kutlaması planlamamıştım ama sağolsunlar başta eşim ve evlatlarım olmak üzere hayatımı dolduran çok sevgili varlıklar hazırladıkları değişik sürprizlerle, mesajlar ve kutlama telefonları ile kendimi çok özel hissetmemi sağladılar. Hepsini çok seviyorum ve yürümekte olduğum bu yolun sonuna kadar benimle olmalarını diliyorum.

İnsanlar yeni bir yaşa girerken hep yaşanmışlıkların analizini yapıp yeni kararlar alırlar, kimilerini uygularlar, bazıları ise bir türlü gerçekleştirilemeyenler çöplüğüne gider. Benim bu son doğum günümde işim kolaydı. Çünkü hayatımın geri kalanını  olumlu yönde etkileyecek ve kendimi daha özgür, daha mutlu ve rahat hissetmemi sağlayacak  kararları  önceden almış ve uygulamıştım zaten. Geniş kapsamlı  bir  fiziksel ve ruhsal arınma harekatı başlatarak yıllardır giymediğim ama türlü nedenlerle  dolabımda tuttuğum giysileri dağıtmış, fazla mutfak eşyalarından, anlamsız objelerden kurtulmuş ve evdeki kitaplıklara sığmayan ve dört bir yanda kümeler halinde bekleşen  kitaplarımız için  hayalimdeki kütüphaneyi yaptırarak çalışma odamızı düzenli bir hale sokma işini halletmiştim. Daha da önemlisi benim için  zaman ve enerji kaybından başka bir anlam ifade etmeyen gereksiz insanları akrabam bile olsalar hayatımdan çıkarmayı başarmıştım, ama asıl ‘’hayati öneme haiz’’ karar bu değildi.

Birkaç yıl önceydi, 50 yaşıma yaklaşıyordum ve bir aile  hekimi  olarak  kim bilir kaç zamandır sabah sekiz akşam yedi olmak üzere yoğun bir tempoda çalışıyordum. ‘’Kafama dank etti’’ denir ya, bir gün aynen öyle oldu.. Tam anlamıyla, gerçekten de.. Çalıştığım aile sağlığı merkezindeki odamda günün son hastasını bitirmiş beyaz önlüğümü çıkarıyordum. Toparlanıp eve gidecek evdeki rutinimi  tamamlayacaktım. Birden öylece durdum, sadece durdum, boşluğa baktım ve düşündüm; hayatımın ilk  yirmi beş yılı öğrencilikle ders ve sınavlarla cebelleşerek geçmişti. Üstelik ben, şimdi geriye dönüp bakınca anlamsız bulduğum bir hırsla ‘’en yüksek notu alacağım, sınıf birincisi olacağım, dereceye gireceğim’’  diyerek   öğrenciliğin doğasında zaten var olan stres faktörünü yüksek katsayılarla çarpmış, bununla da yetinmeyip üniversitede en zor, en uzun tahsili seçmiştim. İkinci yirmi beş yılımın ise yorucu bir çalışma temposu, evlat, eş ve iki çocuk annesi olmanın getirdiği sorumluluklar, mükemmeliyetçi yapım nedeniyle tüm bunları en iyi şekilde yapmaya çalışmanın yıpratıcı etkisi ile nasıl geçtiğinin farkına bile varamamıştım. Böylece hayatımın en aktif, en verimli yılları su gibi akıp gitmişti..  Üçüncü bir yirmi beş yılım olacak mıydı? Daha da önemlisi ben bu dönemde nasıl olacaktım; sağlıklı mı, hastalıklı mı, aktif mi yılgın mı? Elli bir yaşını doldurur doldurmaz hemen hastanelik olmayabilirdim elbette ama yirmili yaşlarımdaki kadar hareketli, enerjik, atılgan bir ‘’ben’’ olmayacağım da kesindi. Mesela seyahatlerde eskiden olduğu gibi yürüyerek uzun mesafeler katedemiyor, arada küçük molalar vermem gerekiyordu; yoruluyordum çünkü. Son iki yıldır muzdarip olduğum vertigo  en olmadık zamanlarda  yaptığı ataklarla yaşam konforumu, işitmemde yeni yeni hissetmeye başladığım  azalma ise  sinirimi bozuyordu. Oysa gidip görülecek ne çok ülke, adımlanacak ne çok sokak, gezilecek ne çok müze vardı daha..Dinlenecek ne çok şarkı, okunacak ne çok kitap, kulaç atılacak ne çok deniz..En önemlisi de ben arkadaşlarımla, dostlarımla, sevdiğim insanlarla zaman geçirmeyi, gezip  tozmayı özlüyordum..

O gün orda emekli olmaya karar verdim ve eşin-dostun benim gibi birinin çalışmadan yapamayacağına, iki üç ay eğlenip sonra sıkılarak  pişman olacağıma  dair harcadıkları ikna-caydırma çabalarına kulak asmadan kararımı uyguladım.

Üzerinden üç yıl geçti, hiç pişman olmadım…Artık kendime daha çok zaman ayırıp, bir şeyleri sadece kendim için yapmanın tadını çıkarıyorum. Arkadaşlarımla düzenli olarak bir araya geliyorum, sevdiğim mekanlara, görmeyi istediğim filmlere, oyunlara gidiyor, sevdiğim uğraşlarla ilgileniyorum. En önemlisi etrafımda her mevsim değişen döngüyü hissederek yaşıyorum. Doğanın bana sunduğu ve her gün değişen resmi seyrediyor, sesleri dinliyorum.

Emekliliğimin ikinci yılının ortalarında Diet-Time ailesine katıldım. Nöbet, icap  vs derdi olmadan, tamamen farklı bir alanda mesleğimi icra ettiğim, ayrıca tababet dışında ilgim olan konularda da kendimi ifade etme olanağı bulduğum Diet-Time’da  hiç iş stresi yaşamadan  adeta bir hobimle uğraşır gibi keyifle çalışıyorum.

Demem o ki   hayatınızı olumlu yönde etkileyecek kararlar almaktan korkmayın..Kendinizi sevin, kendiniz için de yaşayın…Yıllar çok çabuk geçiyor ve bu hayatın bir tekrarı yok.. Fazla eşyanın, minik ayrıntıların ve gereksiz insanların yarattığı  fiziksel ve ruhsal yükün hamalı olmayın. Unutmayın; ileride yaptıklarınızdan değil yapamayıp içinizde ukde kalanlardan pişmanlık duyacaksınız. Bunu kendinize yapmayın. An’ın tadını çıkarın.

Carpe diem…

Dr.Sedef ÖNDE

(Not: Son yaş günümde aldığım karara gelince; bu da çok önemli ve çoktan alıp hayata geçirmem gereken bir karardı; taşıdığım son fazlalıktan da kurtulmak! Bunu da başaracağım, yalnız biraz zamana ihtiyacım var. Sevgili takipçilerimiz hiç merak etmeyin! Günü gelince bu kararımı uygulamamla ilgili süreci de sizlerle paylaşacağım.)



top