8 Mart’a dair içimden geçenler….

 

Mart ayı benim için özeldir. Yoğun bir takvimdir. Doğum günüm, evlenme yıldönümüm bu ayın içindedir. Bu günler güzellikle, mutlulukla kutladığım, her  yaşla birlikte biriktirdiğim anıları, hayatıma yeni katılanları, geride bıraktıklarımı, hala beraber yürüdüklerimi  sevgiyle minnetle andığım günlerdir.

Ama bir de beni yakından ilgilendiren iki tarih daha var ki onlar da benim için çok özel, anlamlı ancak kutlamaya gelince onlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. İlki 8 Mart Dünya  Kadınlar Günü, diğeri ise  14 Mart Tıp Bayramı….Bayram olma niteliğini çoktan kaybeden 14 Mart ile ilgili sonra yazacağım, bugün konum 8 Mart..

8 Mart 1857 tarihinde haklarını almak için mücadele ederken hayatlarını kaybeden  işçi kadınların anısına  1910 yılından beri "Internationaler Frauentag" olarak anılıyor. Emekçi kadın; çalışan, üreten, yorulan, terleyen kadın…Bu kavramın kapsadığı  anlam bir işte çalışan kadın gibi görünse de aslında tüm kadınlar emekçi değil midir?...Hele hele bizim gibi toplumlarda sadece kadın olmak başlı başına bir emekçiliktir. Varlığını kabul ettirmek, hayatta kalabilmek, erkek kardeşiyle ve erkek mesai arkadaşlarıyla  eşit olduğunu savunmak, ikinci sınıf olmadığını ispatlamak, şiddete karşı koymak, tacizden korunmaya çalışmak hep bir mücadeledir kadın için. Ülkenin bir kesiminde doğduğunda nüfusa kaydettirilmeyen kız çocukları var hala..Mesela erkek kardeşi dışarıda top oynarken, kız tavlarken evde kalıp annesine ev işlerinde yardım etmek zorundadır kız çocuğu, kendinden küçüklere bakmak durumundadır. Okula gönderilmez çoğu yerde, bedava işçisidir ailenin. Kadına yönelik şiddet ve taciz olaylarının ise sınırı çoktan silindi, her yerde karşılaşılıyor. Ve kadınlar böyle durumlarda olayın mağduru  oldukları halde yok güldüydü, yok eteği kısaydı denilerek suçlu durumuna düşürülüveriyor.

Anne olmak da başlı başına bir emekçiliktir mesela; hamileliği, doğum sürecini bin türlü zorluk ve fedakarlıkla atlatan kadın, anne olunca da bebeğiyle başbaşadır, yalnızdır. Çocuğu anne büyütür, baba seyreder. Anne çocuğunu sever, baba ise canı  isteyince sever, genellikle döver. Çocuk büyüdüğünde bir baltaya sap olduysa babasının oğlu veya kızıdır, ama başarısızlıklarla dolu bir grafik çizdiyse annenin çocuğudur; ‘’senin kızın-oğlun’’dur.

Biliyorum; bu örneklemelerin tam tersi durumlar da var tabii..Kızını olması gerektiği gibi cinsiyet ayrımı yapmadan seven, yetiştiren anne-babalar, eşiyle evinin sorumluluklarını paylaşan erkekler  yok değil elbette farkındayım..Ama bunlar ne yazık ki azınlıkta kalıyor ve karşılaştığımız genel manzara, benim bugün gazetelerde okuduğum haberlerde olduğu gibi olumsuz örnekler oluyor hep…

Çok farklı şeyler yazmak isterdim 8 Mart için..Ama olmadı..

Umudumu yitirmek istemiyorum. Sadece cinsiyet değil tüm farklılıkların  toplumun zenginliği olarak görüldüğü, kadınlarımızın ülkenin her köşesinde eşit haklara sahip olduğu ve gazetelerin üçüncü sayfasına haber olmaktan kurtulduğu günler görmeyi diliyorum..

Dr.Sedef ÖNDE(Bir kadın)

 



top